Bayrağımız Ülkenin Her Tarafında Dalgalanacak

Bayrağımız Ülkenin Her Tarafında Dalgalanacak

Devamını Oku »

Kitap Adı: Bayrağımız Ülkenin Her Tarafında Dalgalanacak
Yayınevi: Haziran Yayınevi



Kitabını İndirmek İçin Tıklayınız
Halkın Sesi Kütüphanesi İçin Tıklayınız





ÇİFTEHAVUZLAR'DAKİ BAYRAK TÜM ÜLKEDE DALGALANACAK

Mücadele yürüyor. Kendini büyüterek, geliştirerek, yığınların içerisinde kök salarak yürüyor. Çatışma tereddüte, beklemeye, seyretmeye tahammül gösteremeyecek denli kızgın. Her alanda, her düzeyde kan bedeli, can bedeli adımlarını atıyor. İçinde bulunduğumuz anda oligarşi içine düştüğü acz karşısında artık daha fazla saldırgan, daha fazla kan dökücü.

16–17 Nisan'da dünya ve Türkiye halkları İstanbul'da devrim bayrağının yükseğe kaldırıldığı tarihsel bir direnişle birlikte, oligarşinin gerçekleştirdiği bir katliama tanık oldu. Çiftehavuzlar'da Sabahat Karataş'ı, Eda Yüksel'i, Taşkın Usta'yı; Erenköy'de A.Fazıl Özdemir"i, Satı Taş'ı, Hüseyin Kılıç'ı; Üstbostancı'da Sinan Kukul'u, Arif ve Şadan Öngel'i; Sahrayı Cedit'te Ayşe Nil Ergen ve Ayşe Gülen'i katleden faşizm, karşılaştığı destansı direniş karşısında bir kez daha yenildi.

30 Nisan'da Adana'da herkesin gözleri önünde güpegündüz üç devrimci daha katledildi. Tek bir kurşun atacak silahları olmayan Esma Polat, Güven Keskin, Sıdık Özçelik savcının da başında olduğu açık bir infazla katledildiler. Yetmedi, 4 Mayıs gecesi Ankara'nın Telsizler ve Dikmen semtlerinde Solmaz Karabulut, Halil Ateş, Ali Yılmaz ve Fikri Keleş yine infaz mangaları tarafından katledildiler.
Demokrasicilik ve reform hayalleri yayarak işe başlayan DYP ve SHP hükümeti, hemen her gün yeni bir katliam fermanı çıkarıyor. Çözümsüzlüğüne terör ve katliamlarla çare arıyor. İktidar sözcüleri bir yandan "Kana kan intikam" yeminlerine açık destek verip, "Beyinlerini dağıttık" diyerek katliamları açıktan savunuyor; diğer yandan da açık katliamcı yüzlerini "Devlet cinayet işlemez", "Her şey hukukun, demokrasinin sınırları içinde yapılıyor." türünden demeçlerle gizlemeye çalışıyorlar. Amaç, demokrasi hayallerinin, reform beklentilerinin dağılmasını önlemektir. İktidarın bütün bu katliamlarına ve terörüne "demokrasi" beklentisiyle, reform hayalleriyle destek veren "aydınlar ise sadece demokrasicilik oyununun figüranı olmakla kalmıyor, aynı zamanda faşizmin suç ortaklığını da üstlenmiş oluyorlar. İktidar bunlardan aldığı destekle saldırganlıkta daha
da pervasızlaşıyor.

Ancak bu da onun için çözüm olmuyor. Oligarşinin hiçbir politikası, devrimcilerin giderek daha fazla kitlelerle kucaklaşmasının, gelişip güçlenmesinin, savaşçı geleneklerine sahip çıkarak bu gelenekleri yaşatmasının önüne geçemedi. Devrimciler inançla, kararlılıkla, büyük bir özveriyle mücadele çizgilerini ölümle burun buruna geldikleri anlarda bile terk etmediler. Faşizmin saldırılarını cevapsız bırakmadılar. Çiftehavuzlar'da 8.5 saat faşizmin MİT'ine, özel timine, panzerlerine, ölüm kusan silahlarına, sandıklar dolusu harcanan kurşunlarına, bombalarına karşı, bilinçleriyle, yürekleriyle, marşları ve sloganlarıyla, astıkları devrim bayrağıyla direnen Sabahat, Eda ve Taşkın ikinci bir Maltepe direnişi yarattılar. Üstbostancı, Erenköy ve Sahrayı Cedit semtleri de, aynı gece, devrimcilerin siyasal bir zaferle sonuçlanan destansı direnişlerine tanık oldu. Faşizm, devrimcilere boyun eğdiremedi. Bu insanları böyle kahramanca bir direnişe götüren, ölümü sakin, soğukkanlı ve gülerek kucaklamalarını sağlayan, faşizmin karşılarına yığdığı tüm gücüne meydan okuyan örnek tutumlarının altında yatan gerçek, sosyalizme olan bağlılıkları, devrime olan inançları, halka,
yoldaşlarına ve kendilerine olan güvenleridir. 

Sosyalizm yıkıldı, ideolojiler bitti söyleminin moda olduğu bir dönemde, onlar, sosyalizm bayrağını yükseklerde dalgalandırarak, bütün dünya halklarına işte sosyalizm yaşıyor, biz yaşatıyoruz, hem de canımız pahasına diyerek sosyalizmin ölmeyeceğini gösterdiler. Sosyalizm gelecektir, halklarımızın kurtuluş yoludur. Sosyalizmin yıkıldığını, ideolojilerin bittiğini söyleyenler, bir avuç kapitalist ile onların paralı uşakları, militarist güçleri ve kapitalizmin beyinlerini satın alıp, köleleştirdiği bir kısım dönekten başkaları değildir.

16-17 Nisan şehitleri halka olan bağlılığın ve güvenin, dostluğa ve yoldaşlığa olan inancın en güzel örneklerini verdiler. Bir ellerinde silahlarıyla, faşizmin üzerlerine çevirdiği yüzlerce namluya karşı çatışırken, bir an olsun canlarının kaygısına düşmediler.

Ölümle kucaklaşırken bile akan kanlarıyla duvarlara "DS" yazarak bu bağlılığın, kendilerine olan güvenin ne denli güçlü olduğunu ortaya koydular. Onların tek kaygıları yoldaşlarıydı. "Sinan'ı sorun", "Amca beyimi sorun", "Onlardan haber getirin." derlerken, yoldaşlık bağının anlam ve önemini, yeni insan ilişkilerinin hiçbir çıkara dayanmadığını, ölümle yüz yüzeyken bile düşünülmesi gereken
şeyin ne olduğunu gösterdiler.

Halka seslenişleri sıcacık bir bağ oluştururken, geleceğin halkın olduğu inancıyla hareket ettiler. Onlar mültecilikten uzak durdular. Hep ateş hattında, hep en önde, canlarını ortaya koyarak mücadele ettiler. Devrimci yaşamın zorluklarını göğüslerken, hep mücadelenin çıkarlarını en üstte tuttular. Kendilerini feda ederken, ölümü teslim alıp, düşmana katliamlarının da çare olmadığını gösterirken, düşmana bir çöp dahi bırakmadılar.

Onlar ne bir bürokrat yönetici, ne de sadece bir militandılar. Tam tersine hem devrimci mücadelenin içerisinde her işe girip çıkmaktan korkmayan militan, hem örgütsel çalışmada, hem de mücadeleyi yönlendirmede önder niteliklere sahip yönetici insanlardı. Bunu yaşamlarıyla, direnişleriyle, ölürken gönderdikleri mesajlarla, halka seslenişleriyle, attıkları sloganlarla gösterdiler. Çok yönlü insanlardı onlar. Sadece direnişçi değil, sadece özverili değil, sadece inançlı değil, tüm bunlarla birlikte kolaycılığa kaçmayan, hazırlopçu olmayan, en küçük bir şeyi bile elde edebilmek, yaratabilmek için emek sarfetmek gerektiğini bilen,
bunu gerçekleştiren, bütün sıkıntılara göğüs gerenlerdiler. Türkiye devrim tarihinde önemli bir yer tutacak olan 16-17 Nisan direnişleri bir başka gerçeği daha gözler önüne serdi, Bu direnişlerde yaşları 40'a varanlarla, yaşları bunun yarısı kadar olanlar aynı idealler, aynı amaçlar uğruna ölümü omuz omuza, gülerek kucakladılar. Bu bir zamanların moda teorisi olan kuşaklar arası kopukluk teorisinin, bizzat mücadele içerisinde mahkum edilmesidir. Devrimciler kuşakları mücadeleyle, birbirlerine bağladılar.

Faşizmin katliam ve terör politikasına karşı yaratılan bu destansı direnişler her yanıyla, her boyutuyla yol gösterici özelliğe sahip derslerle doludur. Bu direnişlerle, sosyalizme olan inancımız, halka ve yoldaşlarımıza olan bağlılığımız daha da güçlendi. Mücadele ve mücadelenin gerektirdikleri daha da netleşip
belirginleşti. Zafer oligarşinin değil bizimdir. Şehitlerimize söz veriyoruz ki, yarattıkları örnek direnişlerle bize bıraktıkları değerleri gözümüz gibi koruyacak, onların ışığında, Çiftehavuzlar'da yükseğe kaldırdıkları devrim bayrağını Türkiye'nin dört bir yanında onurla, gururla dalgalandıracağız.

0 Reviews