9 Aralık 2019 Pazartesi

Direniş Günlükleri Zafer Söyleşileri

Kitap adı: Direniş Günlükleri Zafer Söyleşileri
Yazar Adı: Nuriye Gülmen
Kamu Emekçileri Cephesi Özel Sayısı


ÖNSÖZ YERİNE...

Faşizmin en büyük hayali nedir?
Nuriye Gülmen’in bu soruya verdiği cevap, tarihsel bir gerçektir. Sevgili Nuriye, cevap olarak faşizmin en büyük hayali halkı teslim almaktır diyor. Gerisini de biz söyleyelim; Faşizmin bu en büyük hayalini, varlığı ve kesintisizliğiyle tarihin mezarına gömmüştür Yüksel Direnişi. Faşizm, OHAL saldırısıyla bir kez daha bu hayali kurmuş, gerçekleştirmek için kanlı ellerinden gelen her şeyi de yapmış ama Yüksel Direnişi’nin kurduğu barikatı aşamamıştır.
Faşist AKP’nin halkı teslim alma, reformizmin de halka yılgınlık aşılama hedefini bir bütün olarak gerçekleştirmesinin önüne geçen Yüksel direnişi, 9 Kasım 2016tarihinde Nuriye Gülmen’in alana tek başına çıkışıyla başladı.
KESK başta olmak üzere tüm sendika ve meslek odalarının “OHAL koşullarında direniş mi olur?” diyerek direnişe sırt çevirmesine rağmen başladı ve bu satırlar yazıldığı sırada 2 yılı geride bırakmıştı.
Faşizm ve reformizm işte bu nedenle Yüksel Direnişi’ne tahammül edemiyor,
Nuriye Gülmen ve Yüksel Direnişçileri’nden nefret ediyor.
Selçuk Üniversitesi’nde araştırma görevlisi iken açığa alınan Nuriye Gülmen, direnişe başlamadan önce yaptığı çağrıda; “Yeni hikayeler yaratma sırası bizde” demişti. Evet, sıra Nuriye’deydi.
O, kendisinden önce Elmas Yalçınlar’ın, Ayşenur Şimşekler’in başlattıkları yürüyüşe devam edecekti. 9 Kasım 2016 tarihinde, Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde, “İşimi Geri İstiyorum” talebiyle direnişe başladı. Nuriye tek başına çıktı alana. Ama aslında yalnız değildi. Yanında Anadolu halklarının direniş tarihi, KHK’larla açığa alınan binlerce kamu emekçisi ve açlığa mahkum edilen Türkiye halklarının öfkesi vardı.
AKP, OHAL ilan ettiği 21 Temmuz 2016’dan itibaren, ülkeyi KHK’larla yönetmeye başladı. KHK (Kanun Hükmünde Kararname), faşizmin halka saldırısına geçirdiği yasal kılıfın adıydı. AKP yayınladığı KHK ile bir gecede binlerce kamu emekçisini açığa aldı, ihraç etti. Bunun anlamı binlerce insanın işsizliğe, açlığa mahkum edilmesiydi. Faşizm kendisinden olmayan kamu emekçilerine yaşam hakkı tanımıyordu.
KESK yönetimi ise bu süreci izlemekle yetiniyordu. Nuriye bu süreci, direnişe başlamadan kısa süre önce yaptığı açıklamada şöyle özetledi:
“... AKP iktidarı ördüğü korku duvarlarının arasından teslimiyet naraları atıyor.
Tarihin sahnesinin ışıkları giderek daha çok ve toplu halde bizi gösteriyor. Aramızda konuşmaya, şikâyet etmeye, sahnenin orasına burasına dağılmaya, gözlerimizi yakan ışıktan kaçmaya çalıştıkça tarih sahnesinden siliniyoruz. Eğer, “biz buradayız” diye haykırmazsak “teslim olun” çağrıları kulaklarımızı sağır, üzerimizde parlayan ışık gözlerimizi kör edecek, daha çok kurban vermeye ve kurban olmaya devam edeceğiz. Ellerimiz yukarıda, ceplerimiz dışarıda terk edeceğiz tarih sahnesini. Teslim olmanın utancı ve acısıyla.”
İnsan Hakları Anıtı’nda oturmaya başladığı ilk günler her gün gözaltına alındı. Yerlerde sürüklenerek, dayak yiyerek, polisin sıktığı gazları soluyarak sürekli ve sistematik işkence gördü Nuriye. Ve her gözaltından sonra, tekrar oturma eylemine devam etti.
Bu bir irade savaşıydı. Bir tarafta haklı-meşru olan Nuriye, diğer tarafta haksız ve gayrı meşru olan AKP iktidarı... Kazanan Nuriye oldu; her gün yediği dayağa, soluduğu gazlara rağmen direndi, vazgeçmedi.
Nuriye’nin direniş çağrısına ilk cevap Acun Öğretmenden geldi. KHK ile açığa alınan Acun Karadağ, okulunun önünde oturma eylemine başladı. Acun öğretmenin “İşimi-Öğrencilerimi İstiyorum” döviziyle başlattığı oturma eylemine polis saldırdı. Faşizm, saldırısında sınır tanımıyordu. Acun Öğretmen öğrencilerinin gözünün önünde yerlerde sürüklendi, tekmelendi, gaz sıkıldı. Bu saldırı kesintisiz her gün yaşandı, Acun Öğretmen her gün sıkılan gazlardan ve işkenceden kaynaklı kalp spazmı geçirdi.
Direniş çağrısına bir ses de Mardin’den geldi. Mardin’de sınıf öğretmenliği yapan Esra-Semih Özakça “Biz Kazanacağız” diyerek Nuriye’nin yanında yerlerini aldılar. Tek bir insanla başlayan direniş, dalga dalga yayıldı. İstanbul, Düzce, Malatya, Bodrum’da açığa alınan, ihraç edilen kamu emekçileri direnişe başladılar. Nuriye, her koşulda ve herkesin direnebileceğini göstermişti. Yüksel Caddesi artık bir mevziydi. Faşist AKP iktidarına karşı direnişin mevzisiydi.
Yüksel Direnişçileri, direnişlerini açlık grevine dönüştürme kararı aldılar. Nuriye ve Semih 11 Mart’ta açlık grevine başlayacaklarını açıkladılar. Ancak 9 Mart’ta gözaltına alındılar. Faşizm açlık grevi direnişini engellemek için onları gözaltına almıştı. Onlar, 9 Mart 2017’de açlık grevine gözaltında başlayarak cevap verdiler bu saldırıya. Gözaltından çıktıktan sonra İnsan Hakları anıtında açlık grevine devam ettiler. Açlık grevine başladıktan sonra defalarca gözaltına alınan Nuriye ve Semih’e her gözaltında işkence yapıldı. Yüksel Direnişi boyunca polis direnişçilere sokakta, ekip otosunda, hücrede vb. her yerde işkence yaptı. İşkence artık kapalı kapılar ardında, hücrede değil, sokakta, kameralar önünde yapılıyordu.
Bu saldırıları ve meşru direnişi izleyen halkımız direnişi sahiplendi. Açlık greviyle birlikte, Anadolu’nun ve dünyanın dört bir yanından değişik biçimlerde sahiplendi halklarımız. Faşizmin saldırıları, direnişi kıramadı. Tam tersine öfkeyi biledi, sahiplenmeyi artırdı. Ülke içerisinde ve Avrupa’nın birçok yerinde Nuriye-Semih için destek açlık grevleri başladı. İhraç edilen kamu emekçileri, AKP’nin zulmüne uğrayan emekçiler İnsan Hakları Anıtı’nın önünde destek açlık grevi yapmaya başladılar. Yüksel bir okuldu artık, direnişin okuluydu. Direnişin kitleselleşmesi, halkın sahiplenmesi iktidarı korkutuyordu.
Yeni bir Haziran Ayaklanması’nın korkusuyla titreyen oligarşi, arka arkaya direniş alanına saldırdı. 12 Mayıs 2017’de polis, alandaki herkesi gözaltına aldı. Destek için getirilen çiçekler de dahil. Böylece dünya bir ilke tanık oluyordu: “Çiçekler de gözaltına alındı!” Saldırı sonrası alan hiç boş kalmadı. Direnişi sahiplenen halk alanı doldurdu, ellerinde Nuriye’nin çok sevdiği papatyalarla beraber.
Saldırı ve gözaltıların süreklileşmesi, sahiplenmeyi de direnişi de büyüttü. Nuriye-Semih’in aileleri de direnişin bir parçası oldular. “Çocuklarımızın ölmesine izin vermeyeceğiz” diyerek İnsan Hakları Anıtı’nda oturma eylemi başlattılar. Direnişin
76. gününde Nuriye-Semih gözaltına alındı ve tutuklandı. Nuriye-Semih’in tutuklanması faşist AKP’nin çaresizliğidir. Faşizm, direnişi kırmak için tutukladı; ancak onlar direnişlerini içeriye taşıdılar. İki kişiyle başlayan açlık grevi direnişi yaygınlaştı. Önce Semih’in eşi Esra Özakça açlık grevine başladı. Daha sonra direnişe destek olmak isteyen işçi, köylü, işsiz, öğrenci vb. birçok insan destek açlık grevi yapmaya başladı. HHB adına Engin Gökoğlu destek açlık grevi yaptı. İki TAYAD’lı Nuriye ve Semih’in taleplerinin kabul edilmesi için bedenini açlığa yatırdı. Mehmet Güvel ve Feridun Osmanağaoğlu Nuriye ve Semih’le sonuna kadar direndiler.
Hapishanede çok koyu bir tecrite, ışık-koku-ses işkencesine tabi tutuldular. İhtiyaçları karşılanmadı, refakatçı verilmedi ve tuvalet ihtiyaçlarını bile gardiyanın-jandarmanın önünde gidermeye zorlandılar. Onlar her türlü dayatmaya karşı direndiler ve zorla müdahale dahil her türlü saldırıyı boşa çıkardılar.
Mahkemelerinden iki gün önce Nuriye ve Semih’in avukatlarına operasyon yapıldı.
Halkın avukatları, Nuriye ve Semih’in davasına 10 bin avukat katma hedefiyle çalışıyorlardı çünkü. Halkın Hukuk Bürosu basıldı, avukatlar tutuklandı. Nuriye ve Semih’i avukatsız bırakmaktı hedefleri. Yüzlerce avukat mahkemede Nuriye ve Semih’i sahiplenerek cevap verdiler faşizme. Oligarşi baktığı her yerde Nuriye ve Semih’i görüyordu. Ne operasyon, ne terör demagojisi, ne İçişleri Bakanlığı’nın kitapçığı işe yaramamıştı. Eylemler ve etkinlikler her yerde sürüyordu. Halkın direnişi sahiplenmesini engellemek için Nuriye-Semih isimleri yasaklandı, neredeyse bütün eylemlere saldırı oldu. AKP, direnişçilerin isimlerini yasaklayınca, tüm yoksul mahallelerde duvarlar Nu-Se yazılarıyla donatıldı. Halk, Nu-Se’yi direnişin ezop adı yaptı.
AKP, kendinden önceki iktidarların izinden yürüdü. Direnişi bitiremeyince yalan ve demagojiye sığındı. Nuriye ve Semih’in açlık grevi yapmadıklarını, yemek yediklerini söyledi Süleyman Soylu. Nuriye ve Semih’i duruşmalara getirmeden yargılama yapmak istediler. Direnişe karşı yaptıkları her saldırı kendilerini vuran silaha dönüştü. Çünkü direniş bir kez halkın içerisinde kök salmıştı.
8 Ocak 2018 tarihinde, Nuriye ve Semih’in açlığının 324. gününde, OHAL komisyonunda durumlarının değerlendirilmesini kabul ettirmişlerdi ve açlık grevini sonlandırdıklarını açıkladılar.
Direniş, 2 yılı geride bıraktı ve hala günde iki kez, çoğunlukla 1 dakika bile sürmeyen eylemler için yoğun işkence pahasına direnişi sürdürüyor direnişçiler.
Nuriye ve Semih başta olmak üzere tüm direnişçiler, 2 yıl içinde birçok zafer kazandılar. En başta bir mevzi elde ettiler. Ve direniş nedeniyle AKP, ihraçlar saldırısını istediği gibi etkili kullanamadı. OHAL ve KHK’lar çok geniş kesimler tarafından gayrı meşru görülmeye başlandı.
Direniş kendi içinde kurumlaştı, kendi yayınlarını çıkarmaya, etkinliklerini örgütlemeye başladı. Yüksel Okulu, Yüksel Gazetesi, Yüksel TV, piknik, aşure, futbolturnuvası, seminerler, sergiler gibi sayısız etkinlik düzenlendi. Düzce’de halkın direnişçi mimarı Alev Şahin’in direnişi de Yüksel ile birlikte büyüdü, gelişti. Ve ardından direnişler birleşerek Yüksel Meclisi’ni kurdu.
Yüksel Direnişi, AKP’nin OHAL ilanıyla beraber yerleştirmeye çalıştığı korku duvarlarını yıktı. Faşizmin merkezinde direniş ateşi yakıldı. Yüksel Direnişi hala
İnsan Hakları Anıtı’nda devam ediyor.
Yüksel Direnişi’nin ardından başlayan parçalı direnişleri birleştirmek için DİRENİŞLER
MECLİSİ kuruldu. Ve meclisi genişletmek için çalışıyor direnişçiler.
Başka direnişlere omuz veriyor, güç taşıyor.
Direniş, ikinci yılını doldurdu. Direnişin içinde yer almak şöyle dursun, direnişi karalamak, bitirmek için her şeyi yapan KESK yönetimi, 15 Ekim 2018’de Yüksel Direnişçileri’nin eşyalarını dışarı attı. Nuriye ve Direnişler Meclisi çalışanlarına saldırdı. Direniş yalnızca faşizme değil, tasfiyeciliğin örgütlenmiş hali olan reformizme karşı da sürüyor.
Direnişler Meclisi, faşizmin karşısında olan tüm halka direnme çağrısı yapıyor:
“Teslim olmanın utancını ve acısını değil direnmenin onurunu taşıyalım çocuklarımıza, “gelecek kuşaklara!”
Bu kitap, yukarıda özetlenen bütün bu sürecin Nuriye Gülmen’in “Direniş Günlükleri Zafer Söyleşileri” kapsamında anlatımından oluşmaktadır.
Bu kitap, Nuriye Gülmen şahsında Yüksel Direnişi’nin direnmenin onurunu geleceğe nasıl taşıdığını anlatmaktadır. Bu kitabı okuyalım, okutalım. Çünkü, anlatılan ‘bizim hikayemiz’ eş deyişle tarihimizdir.
Selam Olsun Nuriye Gülmen ve Yüksel Direnişçileri’ne...
Onuru savunup umudu büyüttükleri için BİN SELAM..




Kitabını İndirmek İçin Tıklayınız

Halkın Sesi Kütüphanesi İçin Tıklayınız


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Halk Kütüphanesi

Kitaplarımıza ulaşmak için, arşivinizdeki kitapları paylaşmak için bizimle iletişime geçin... Aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip edebilirsiniz




Yorumlar

Bizimle İletişime Geçin

Ad

E-posta *

Mesaj *