12 İnsan - Ne İstiyorlardı?

12 İnsan - Ne İstiyorlardı?

Devamını Oku »

Kitap Adı: 12 İnsan - Ne İstiyorlardı?
Yayınevi: Tutuklu Aileleleri Bülteni



Kitabını İndirmek İçin Tıklayınız





Değişik tarihlerde söylenen bu sözler iktidarların devrimci tutuklulara
bakış açısının özetidir.
Bu bakış açısından dolayıdır ki;
Hapishaneler zulüm evleri olmuştur. Hapishaneler ölüm evleri olmuştur.
Hapishanelerden oluk oluk kan akmakta, nice yaşam son bulmaktadır on yıllardır.
Söz konusu olan insan yaşamıdır. Yakınlarımızın, kızlarımızın, oğullarımızın yaşamıdır. Ama yaşam ucuzdur hapishanede. Bir koğuş istedin diye kurşunlanıp işkencelerden geçirilirsin örneğin. 26 Eylül 1999’da Ulucanlar’daki gibi vahşeti yaşayabilirsin. Sevklerde işkenceyi protesto edip mahkemeye gitmediğin için koğuşun duvarları dozerlerle yıkılıp, kolun kepçelerle koparılır. 5 Temmuz 2000’de Burdur’da olduğu gibi, koparılan kol köpeğin ağzında bulunur. Çünkü insanca yaşam istemenin karşılığı ÖLÜMDÜR.

Düşüncelerinden vazgeçmemenin yolu da...
Bunun için 1980’den bu yana onlarca tutuklu öldü, yüzlercesi yaralandı,
sakat kaldı. Ya “güvenlik” güçlerinin kalası, copu, kurşunuyla ya da açlık grevlerinde Ölüm Oruçlarında. 1996’da olduğu gibi. 

Evet, bundan tam dört yıl önce hapishanelerden 12 evladımızın cansız  bedenlerini teslim aldık. Avurtları çökmüş, bedenleri ufalmış, gözlerinin feri, vücutlarının direnci gitmiş onlarca evladımız ise demir parmaklı kların ardında sakat kaldı. Bundan tam dört yıl önceydi. Temmuz sıcağında bunalan bedenlerimiz değil, evlat, eş, akraba acısıyla kavrulan yüreklerimizdi. Kuruyan
akarsular, nehirler değil göz pınarlarımızdı.

Tam 69 gün boyunca dakika dakika, saniye saniye eriyen bedenlerle
eridi ciğerimiz, kararan gözlerle karardı dünyalarımız...
Ama umudumuz, insanlık onurumuz kararmadı, yok olmadı. 12 can
pahasına, 12 genç pahasına, 12 hayat pahasına insanlığımız yüceldi, vicdanımız temizlendi. 

Evet, bundan tam dört yıl önce hapishaneler gündemdeydi yine. Adalet
bakanları “cezaevlerine devlet giremiyor” bahanesiyle devrimci tutukluları
hücrelere götürmek istediğinde 200’ü aşkın tutuklu ölüm orucuna
yattı. Analar, babalar, eşler, kardeşler, insanlığını yitirmemiş, vicdanı
ayağa kalkmış insanlar sokaklarda eriyen bedenlerin sesini duyurmaya
çalıştı. i
çerde tutuklular, dışarıda koca bir halk zulümlerin en büyüğüne
direndi. Direniş dünyayı sarstı.

Zafer 12 yaşam pahasına kazanıldığında aydınından, gazetecisinden,
sanatçısından her kesimden halka kadar herkes, “Bugünleri unutmayalı
m” dedi. “Bu zulmü bir daha yaşamayalım” dedi.
Analar ağlamasındı artık. Gencecik fidanlar kırılmasın...Vicdanlar böyle derin derin sızlamasındı... Sızlayıp da beyinleri mengene gibi sıkıştırmasındı...

Aradan dört yıl geçti. Yeni bir acı tufanının öngünündeyiz. “Oda” diyerek,
“F tipi” diyerek dört yıl önce 12 can feda ettiğimiz hakları gaspetmek
istiyorlar. Tutukluların uğruna ölümlere yattıkları değerlerinden,
halk ve vatana duydukları sevgiden soyunmalarını istiyorlar.

Hücrelere koyup, birbirlerinden ayırıp her gün işkence etmek, her günü
Ulucanlar’a çevirmek istiyorlar. Her bir tutuklunun kolunun, bacağının Anadolu’nun herhangi bir yerinde bir köpeğin ağzında dolaşmadığı
gün geçmesin istiyorlar. Dört yıl önce 12 insanımızın hücre hücre tüketip
toprağa kattıkları bedenlerini çiğneyip, bu zulme, işkenceye göz yumalım
istiyorlar.

Biz diyoruz ki;
Hapishanelerde yeni katliamların, yeni ölümlerin yaşanmaması;
insanlığımızın, vicdanımızın, onurumuzun lekelenmemesi;
Anaların, babaların, kardeşlerin gözyaşlarıyla sokakların yıkanmaması
için;

1996 yılını, Ölüm Orucu eylemini, 12 şehidi unutmamalıyız.
Unutmayalım, yeniden hatırlayalım ki yeni hayatlar sönmesin, daha
büyük acılar yaşanmasın. Hepsinden önemlisi insan olmanın onuru çiğnenmesin, yüceltilsin.

0 Reviews