Bir Savaş Bir Dava ve Zafer

Bir Savaş Bir Dava ve Zafer

Devamını Oku »

Kitap Adı: Bir Savaş Bir Dava ve Zafer
Yayınevi: Haziran Yayınevi



Kitabını İndirmek İçin Tıklayınız




ÖNSÖZ

Siyasal davalar, toplumda süren sınıf mücadelesinin bir siyasal hesaplaşma aracı olarak mahkeme kürsülerine taşınmasıdır.

Yargılayanlarla yargılananlar, gerçekte, toplumda çatışma içinde bulunan sınıfların temsilcileri olarak mahkeme salonlarında mevzilenmişlerdir.
Egemen sınıflar, halkın mücadelesine ve örgütlü gücüne son vermek için mahkemeleri birer araç olarak kullanırlarken, ezilen sınıfların temsilcileri, tarihsel olarak meşru görmedikleri bu mahkemeleri, onların teşhir edildiği bir kürsü haline getirirler.

15 Mart 1982'de başlayan DEVRİMCİ SOL ANA DAVASI, kuşkusuz, Türkiye'deki siyasal davalar tarihinde şimdiden önemli bir yer edindi. DEVRİMCİ SOL ANA DAVASI'nın 12 Eylül döneminin en büyük siyasal davalarından biri olması onun genel bir özelliğidir. Fakat DEVRİMCİ SOL ANA DAVASI'nı siyasal davalar tarihindeki bugünkü haklı konumuna yükselten asıl özelliği, bu da- vada, ta TKP'den beri süregelen ve bir yere kadar onun olumsuz bir mirası olan emekçi halkın davasını savunma inanç ve cesaretinden yoksunluğa, gizli ya da açık pişmanlık getirmeye, mahkemelerdeki teslimiyetçi, reformist geleneğin izlerine bile rastlanmamasıdır.

DEVRİMCİ SOL Tutsakları, mahkemeleri, proletaryanın ve emekçi halkın devrim davasının ödünsüz savunulduğu, egemen sınıfların yargılandığı birer kürsü haline getirdiler. Türkiye devrimi tarihine devrimci bir gelenek kazandırarak geleceğe armağan ettiler. DEVRİMCİ SOL ANA DAVASI'nda yargılayanlar yargılanan, yargılananlar yargılayan konumundaydı.

DEVRİMCİ SOL ANA DAVASI'nın sürdürüldüğü spor salonundan bozma mahkeme binası, bu davanın tutsakları ile ABD emperyalizmi, Amerikancı askeri faşist cunta temsilcileri arasında kıyasıya bir mücadeleye tanık oldu. Çatışmanın bir yanında 12 Eylül cuntası ile kolay bir zafer kazanmış ve kendine güveni artmış olan oligarşi vardı, diğer yanda ise, ağır darbeler almasına kar- şın mücadeleyi sürdüren, mülteciliği, teslim olmayı, geri çekilmeyi reddeden- ler bulunuyordu.

Dediklerini yapan, yaptıklarını her koşulda savunan Marksist-Leninlstler, halkın davasını cuntanın temsilcilerine yargılatmadılar. 12 Eylül'ü, işkencecileri, halk düşmanlarını savunmak zorunda kalan duruşma yargıcının "Herkesi suçluyorsunuz. Siz mi yargılanıyorsunuz, başkaları mı?" sözleriyle ifade ettiği kızgın yakınmaları, bu gerçeğin bir ifadesiydi. DEVRİMCİ SOL ANA DAVASI'nda, 12 Eylül'ün neden olduğu olumsuzlukların gerçek sorumlularının kimler olduğu "Karşı İddianame" ile ilan edildi. "HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ" boş bir slogan tümcesi olmadı, haklı olanların kazanma inancını simgeleştirdi. İşçi ve emekçi halkın kurtuluş davasını, her türlü küçük hesap ve kaygıdan uzak olarak mahkeme kürsülerinden savunanlar, halkın haklı davasını küçük düşürücü her türlü düşünce ve davranıştan özenle kaçındılar.

DEVRİMCİ SOL ANA DAVASI'nda, mahkemelerin soğuk, tekdüze, sıkıcı havası daha ilk duruşma günü mahkeme salonunu terk etmek zorunda kaldı. 1982 Martından itibaren süren davanın her duruşmasında yeni bir devrimci heyecan, yeni bir olay yaşandı. Duruşmalarda ve duruşma aralarında mahkeme salonu kimi zaman bir miting alanına, kimi zaman bir foruma, basın toplantısına dönüştü. Salon "içeri"deki mücadele ile "dışarı"daki mücadelenin bu- luştuğu bir alandı ve tıpkı cezaevleri gibi bir "okul" oldu.

DEVRİMCİ SOL Tutsaklarının mahkeme salonunu bir siyasal mücadele alanına dönüştürmeleri elbette bedelsiz olmadı. Her kazanımın bir bedeli var- dı ve DEVRİMCİ SOL Tutsakları bu bedeli ödediler. Şehitler pahasına, kan ve can bedeli yıllarca süren mücadelede; duruşma salonlarında coplanmak, yerlerde sürüklenmek, kıyasıya dövülerek duruşmalardan atılmak, tek tip elbise giymedikleri için duruşmalardan iki buçuk yıl uzak kalmak, mahkeme gidiş gelişlerinde zorla, ahlak dışı ve onur kırıcı aramalardan geçirilmek, don-atlet saatlerce soğukta ve mahkeme arabalarında bekletilmek vardı... Ama siyasal tavırlarından ödün vermeyen direnişleri de...

Türkiye'de gerçek yönleriyle-bilinmeyen bir yığın olay yaşandı, hala da ya- şanıyor. Faşizm gerçekleri gizlemeye çalışırken, kimi zaman bu olayların yara- tıcıları da gerçekleri yazmanın gerekliliğini ve deney aktarımı gibi bir görevleri olduğunu unutuyorlar. Bu olayları yazmak, öncelikle yaşayanların görevidir. Diğer yandan, dünyanın çeşitli köşelerinde yaşananları yazmayı, onları desteklemeyi, bunlar üzerine kahramanlık öyküleri yazmayı pek seven aydınlarımızın, sanatçılarımızın böyle bir işe soyunmayacakları biliniyor. Çünkü onlar, oligarşinin baskı ve terör politikasından, ideolojik saldırı ve demagojilerinden etkilenerek, devrimci çevrelerden ve Marksist-Leninistlerden uzak durmaya devam ediyorlar. Aydınlarımız 12 Eylül yargılamaları karşısında duyarsızlığı tercih ettiler. 

Dreyfus'tan, Sokrat'tan, Bruno'dan ve onların tarihteki onurlu tutumlarından övgüyle söz etmeyi ihmal etmeyen ve bu konularda kalem oynatmayı entelektüellik düzeyi olarak kavrayan aydınlarımız, ne yazık ki, kendi ülkelerinde kan ve ateşle yaratılan değerlere sırtlarını döndüler. Ama 12 Eylül'ü etinde kemiğinde hisseden Marksist-Leninistlerin, gerçekleri yazma işini, gerçeklerden korkan aydın ve sanatçılara bırakamayacakları da açıktı.

12 Eylül faşizminin, bir yanını gözler önüne seren ve pek çok öyküye, ro- mana esin kaynağı olabilecek zenginlikteki bu belgeler bugüne kolay taşınmadı. Yüzlerce aramadan, talandan, kayıplardan korunarak bugüne taşınabilen ve DEVRİMCİ SOL Tutsaklarının notlarından, günlüklerinden, mahkeme raporlarından derlenen bu kitap on yıllık yargılamanın bir özetidir.

Bu kitapta, gelecekteki yeni çatışmaların kahramanı olacak devrimcilere, Türkiye devrimci hareketinin onur sayfalarından birini daha açmak, deneyleri aktarmak, belgelendirmek istedik. Bu görevimizi yerine getirirken, davayı çeşitli yanlarıyla parçalara ayırarak her bir ana konuyu bir bölümde topladık. Kendimizi tek bir biçimle sınırlamadık. Bazı olayları, yaşayanların kendi öykü- lendirmelerinden verdik. Bunlar 12 Eylül mahkemelerinin tutanaklarında bu- lunmayan yanlardı. Mahkeme tutanaklarında burada anlatılanların tümünü bul- ma olanağı yoktur. Çünkü 12 Eylül mahkemeleri yasadışılıklarını, keyfiliklerini tutanaklara  yansıtmaktan, belgelemekten özenle kaçındı. Tutsaklar söyleyecekleri her şeyi söylediler, ama her şey tutanaklara geçirilmedi. 12 Eylül yargılamaları içinde ulusal ve evrensel boyutlar taşıyan devrimci özellikleriyle, DEVRİMCİ SOL Davası'nda yaşananları, bu nedenle, ağırlıkla tutsakların kendi tutanaklarından yazdık, derledik.

Cunta döneminde bir yakını İstanbul cezaevlerinde yatmayan ve DEVRİMCİ SOL ANA DAVASI'nı izleme olanağı bulamayanlar için, kitapta yazılanlar yer yer abartılı bulunabilir. "Bu kadar da olmaz, nerede yaşıyoruz?" biçiminde sorular sordurtabilir. Ancak şurası bilinmelidir ki, yaşananlar anlatılanlardan çok daha boyutludur.

DEVRİMCİ SOL ANA DAVASI'nda yaratılan devrimci geleneğin yaratıcıları, DEVRİMCİ SOL Tutsakları, tutsak yakınları ve diğer devrimci sol güçlerdir. 
Onlar hem tanık, hem de bu kitabın kahramanıdırlar.
Devrimin savunulmasına bir katkı olması dileğiyle...

0 Reviews