Bu Topraklar Bizim - Direnen Zoryak İşçisi

Bu Topraklar Bizim - Direnen Zoryak İşçisi

Devamını Oku »

Kitap Adı: Bu Topraklar Bizim - Direnen Zoryak İşçisi 
Yayınevi: Boran Yayınevi


Kitabını İndirmek İçin Tıklayınız



ÖNSÖZ

Elinizde tuttuğunuz bu kitabın öyküsü, 13 Mayıs 2014 Soma maden katliamı günlerine dayanır. Tekellerin, patronların %300 karları uğruna 301 madencinin, göz göre göre öldürüldüğü katliam günlerine... İktidarın ve patronların katliamı kaza, kader ve fıtrat olarak açıklamalarına ne işçiler ne yöre halkı ne de Türkiye hakları ikna oldu. Gözlerdeki yaş yüreklerdeki öfke ile yüreği halktan, emekten yana olan bin- lerce insan Soma’ya dayanışmaya koştu. Olayın yaşandığı andan itibaren devrimciler, halkın avukatları, halkın mühendisleri, halkın sanatçıları, devrimci işçiler, kamu emekçileri dayanışmak ve halkın acılarını paylaşmak üzere orada oldular. Günlerce, aylarca maden sahasından başlayarak ev ev, köy köy dolaşarak halkın yanında oldular. Tabii bir de iktidar adına orada olanlar vardı;halkın öfkesinin gazabından korunma telaşındaydılar. Binlerce asker ve polis korumaları eşliğinde boy göstermeye gelip kaçarcasına gitmişlerdi; ama halkın öfke selinden nasiplerini aldılar. Yuhalandılar, ıslıklandılar, arabaları tekmelendi kaçarak git- tiler. Ama halkın acılarına saygısı olmayanlar, paralı uşaklarına halkı tekmeletmeyi de ihmal etmediler.

Bu kitabın kahramanları o katliam günlerinde doğdu. Onlar ölmeyip de sağ kalan madencilerdir. Onlar yerin yü- zlerce metre altında ekmek kavgası veren emekçilerdir ve kitabımızın baş kahramanları olan madenciler ölülerin arkasından sadece ağlamayı seçmeyenlerdir. Katliam onlara bir şey öğretmişti; ölüm pahasına çalışıyorlardı peki ya yaşamak için direnemezler miydi? O gün yanlarında olan de- vrimciler onlara direnmekten mücadele etmekten ve de örgütlenmekten bahsediyorlardı. Peki ama nasıl mücadele edelim ama nasıl öğrenelim ama nasıl diye sordu işçiler kendilerine. Yürekleri de bileklere kadar yiğit olanlar bir adım öne çıktı artık bir kez devrimcilerle tanışmış ve onlara güvenmişlerdi. Çünkü ölüler gömülmüş, iktidar verdiği sözleri unutmuş bir tek yanlarında devrimciler kalmıştı. Devrimciler

inatla işin peşini bırakmıyorlardı. Devrimci avukatlar davanın sahibi olmuştu; devrimci işçiler, mühendisler, sanatçılar oralı olmuşlardı. Soma katliamının hesabının sorulması için yeni katliamların olmaması için madencinin emeğinin karşılığını alması için patronun her canı istediğinde işçilerin yüzlercesini kapının önüne koymaması için insanca ve güvenceli çalışma koşullarının yaratılması için oralı olmuşlardı. Bildiklerini anlattılar. Ve gerisi hayattı...

Teori gri, hayat ağacı yeşildi. İşçiler öğrendiklerini hayata uyguladılar. İlk iş kendileri gibi madenci işçilerle bir araya geldiler ve derneklerini kurdular. Adını,“Maden İşçileri Dayanışma Mücadele Derneği” koydular. Mücadele büyüdükçe sayıları arttı, dayanışma büyüdükçe dernekleri büyüdü. Çok geçmeden belki bir yıl belki biraz daha uzun bir zaman sonra Soma’nın Eynez bölgesinde yani katliamın olduğu sahada, özel bir maden şirketi, işçileri işten çıkarmaya başladı. 29 maden işçisi artık işsizdi. Bu duruma hep birlikte karşı koymaya karar verdi. Eğer bugün bu haksız atılmalara ses etmezlerse yarın yüzlerce madenci kapı önünde olacaktı. O gün atılanlardan 16’sı birlikte hareket etme kararı aldı ve on- lara destek veren 100’e yakın madenci şirket içindeki madenci kahvesinden çıkmadı. Aynı günün gecesi, Jandarma saldırısı ile işçiler maden şirketinden zorla çıkarılıp gözaltına alındı, serbest kaldıklarında yine bir araya gelip neler yapılacağını konuştular. Direnişe başladıkları ilk günden itibaren çok şey gördüler, çok şey yaşadılar daha baştan anlaşanlar, yorulanlar, kaçanlar, bozguncular… Çok ateşli, hareketli konuşan, asalım keselim diyen bir işçi, ilk gün kaçan oldu mesela. Sayı 5’e düşse de direniş kararı çıkmıştı. Şirket, işten atılan işçilere ve direnişe destek verdiği için kitabımızın baş kahramanlarından olan 3 işçiyi daha işten çıkarmıştı. Burjuvazi, işçi sınıfının dayanışmasından, birleşmesinden işte bu denli korkuyordu. Ama bir tohum toprağa düşerse filiz verir boy verir ve tüm ülkeyi sarabilir. Anadolu’nun binlerce yıllık direniş tarihini kuşanıp gelen bir avuç Kınıklı Çepni ve yürekli madenciler başladılar bir kez cenge ve başladı ekmeğin kavgası.

Biz onları tanıdık, tanımaktan mutluluk duyduk. Belki ilk kez görenler onları sert kaba görebilirler; ama dostlarına karşı her daim yürekleri yufkadır. Kanlarındaki asilik eğilmeyen dik başları güzellikleridir. Bazen dalgın, bazen yorgun; ama değer bilen, değer veren, bir parça ekmeğini paylaşan cömert madenci ailelerinin öyküsüdür anlatılanlar. Karda mangal yakmayı da dağda içki içmeyi de seven; balık tutmayı da elde silah ava çıkmayı da aynı sıklıkla yapan en az üç çocuklu aile babaları onlar. 15 dakika toplantı yapmaktan sıkılan; ama toplantının önemini kavrayınca “Neden toplantı yapmıyoruz?” diyen, “küfrü” de “sloganı” da aynı içtenlikle söyleyen onlar. Zeytini de tütünü de salçayı da yapan üreten onlar… 18’inde evlenip kırkında torun seven de onlar. Kredi borçlarından mustarip; ama yine yeni krediler çekmeye hevesli onlar. Belki çok ekmek yiyen; ama yediği ekmeğin hakkını veren, umut- suzluk bize yasak diyen delikanlı aşiret gençliğinin hikayesidir bu kitap.

Soğuk kış günlerinde kar ve yağmur altında maden önünde direniş mevzisini bekledik. Birlikte ateş başlarında direniş nöbetleri tuttuk. Başlarına gelen her türlü olayda ilk hep bizi gördüler, aramızdaki sevgi ve güven sınamalardan geçti. Direniş zaman içerisinde işçileri çelikleştirdi. Dostu da düşmanı da tanıttı. Ailelerine, devlete, patrona karşı ve hatta patron sendikacılığına karşı mücadele ettiler. Sınıfsal bakış açısı kazandılar. Maden şirketi içinde direnmek istediler oradan Jandarma baskısı ile atıldılar. Bu sefer şirket önünde ateş yaktılar, nöbet tuttular önce görmezden gelindiler. Onlar çadır kurarak direnişe devam ettiler. Direnişte ki kararlılık fark edildiğinde her türlü baskıyı denediler. Özel güvenlik saldırısından, 24 saat kameralar kurarak izlemeye kadar. Gün geldi ormandan ağaç toplamaları engellendi. Sebep mi direnişte ısınmak için ateş yakıyorlardı. Yasaktı tel örgüler çektiler, su getirmeleri, maden sahasındaki tuvaleti kullanmaları yasaktı. Yetmedi günlerdir duran çadırın sökülmesine karar verildi. Kaymakamlık, Savcılık izinsiz eylem yaptıkları için soruşturmalar açıyordu. Eylemlerini bitirmek için her yol deneniyordu. Jandarma, Kaymakam, Savcı yani devlet işçiyi, emekçiyi değil zengin patronların çıkarlarını koruyordu. Bu yalın gerçeği gördüler mücadele ederken işçi sınıfı adına dövüştüklerinin bilincine vardılar. O halde bizde dayanışmayı örelim dediler direnişi tüm Türkiye halkının direnişi haline getirmek için emek harcadılar. Önce ailelerinden başladılar ve onları kazandılar sonra başka dire- nenler ile birlik oldular. Bekleyen değil yeni yeni politikalar üreten oldular. Mesela direnişlerini patronların evlerinin önüne, çiftliklerine, sahibi oldukları diğer şirketlerinin önüne, merkezine, büyükşehirlere taşıdılar. Direnerek ürettiler. Mesela direnişin şarkıları, türküleri vardı. Direnişin kendine has sloganları, direnişin mizahı vardı. Direnişin ateş başında közlenen meşhur yemeği vardı “patates”. Direnişin zaman içerisinde direnerek ve emekle oluşan pek çok güzelliği vardı. Çok zorlu günlerde yaşandı; morallerinin bozulduğu, tek bir kişinin kaldığı, yemekten, ısınmaya; sudan, lavaboya temel ihtiyaçların karşılanmasını sorun olduğu günler Soğuk, kar, kış… Doğa koşulları bile direnişin karşısında aşılması gereken bir engeldi. Aşıldı.

Sevinçler, üzüntüler paylaşıldı 1200 metre rakımlı Eynes tepesinde. Kar altında, eller buz tutmuşken yılbaşı kutlandı birlikte. Cenazelere de düğünlere de pikniklere de gittik. Hastanelerde, karakollarda, adliyelerde hep beraberdik. Doğumlarda gördük ölümlerde; ama umutsuzluğu hiç görmedik. Hatta direnen işçilerden birinin arabasının arkasında “Umutsuzluk bize yasak.” yazıyordu parlayan yıldızlarberaber…

Bu kitap tarihsel bir direniş öyküsüdür. Direnişçilerde be- lirleyici olanın sayı değil ısrar, kararlılık, vazgeçmemek olduğunun kanıtıdır. Bu direniş birleşirsek kazanırızın kanıtıdır. Bu kitap bir dönüşümün hikayesidir. İşçilerin dönüşümünün hikayesi; topluluk önünde bir çift söz söylem- eye utanan, çekinen, mahcup olan insanların üniversite am- filerinde, büyük sempozyum salonlarında “Bizim direnişimiz işçi sınıfının direnişidir, biz kazanırsak tüm işçiler kazanacak!” diye yürekten seslenen sözlerini duyduk. Sesleri gür çıkıyordu, yüreklere, beyinlere hitap ediyorlardı. Çünkü bu cüreti haklılıklarından, meşruluklarından alıyorlardı. Bu değişim öyküsünün mutlaka anlatılması gerekiyordu. Bu hikayenin, yaşananların unutulup gitmesine gönlümüz razı gelmezdi. Hikayenin, onların hep yanı başında olan yazarımız tarafından anlatılması bizi çok mutlu etti. Böyle bir çalışmanın tutsaklık koşullarında oluşturulması ise zaten çok değerli. Genelde biz direniriz başkaları anlatır ve bu anlatım kuru kalır. Ve okuduğumuzda “Keşke biz anlatsaydık...” deriz ya da “Böyle değildi yaşananlar.” deriz. İşte bu kitap o boşluğu dolduruyor, bizim kitabımız direnenlerin umutlu kitabı... Emeği geçenlerin yüreğine sağlık. İsteriz ki bu kitabı yüzbinler mily- onlar okusun, ön sözümüz son sözümüz olmasın. Son sözü direnenler söylesin. Sevgili okurlar, keyifli okumalar. Bundan sonrasını size direnenler anlatsın. Sevgi ve bağlılıkla umutlu kalın...

Av. Engin Gökoğlu

0 Reviews