Büyük Direniş ve Sol

Büyük Direniş ve Sol

Devamını Oku »

Kitap Adı: Büyük Direniş - Büyük Direniş ve Sol
Yayınevi: Boran Yayınevi


Kitabını İndirmek İçin Tıklayınız



Yayınevinden

Büyük Direniş Kitap Dizisi’nin “Büyük Direniş ve Sol” başlığını taşıyan 3. kitabıyla karşınızdayız.
Büyük direniş süreci burjuvazinin yalnız bombalarıyla kurşunlarıyla, tecrit hücreleriyle, zorla tıbbi müdahaleleriyle savaştığımız bir süreç değildir. En az bunun kadar yoğun ve en az bunun kadar zorlu bir savaş da ideoloji cephesinde sürdürüldü.

Burjuvazinin bombalarının, kurşunlarının yanında burjuvaziden alınmış bencil, bireyci, inançsız teorilerin de bombardımanı altındaydık. Karşı-devrimin kuşatması kadar, küçük-burjuva sol, ilerici, demokrat güçlerin de kuşatması altındaydık.

İdeolojik savaşımız işte bu koşullarda çok yönlü bir çarpışmayı gerektirdi. Burjuvaziyle ayrı çarpıştık, küçük burjuva aydınlarla ayrı çarpıştık, reformist solla ayrı bir ideolojik mücadele yürüttük. Ve nihayet oportünizmle de yoğun bir ideolojik çarpışma içine girdik.
Bunlar içerisinde bizim için belki de en kolay olanı burjuvaziye karşı yürüttüğümüz ideolojik mücadeleydi. Çünkü, diğer tarafta karşımızda kendini sol, ilerici, devrimci, sosyalist, komünist, Marksist-Leninist olarak tanımlayan aydınlar, legal illegal siyasi hareketler, demokratik kitle örgütleri vardı.

Direnişimize karşı çıkarken “sol” adına, "sosyalizm" adına karşı çıkıyorlardı. Direnişi orta yerinde terkederken Marksist-Leninistlikte burunlarından kıl aldırmıyorlardı. Devrimci eylemleri “solun sağduyusu” adına mahkum ediyorlardı. Dolayısıyla, sol, sosyalizm, Marksizm-Leninizm adına sergilenen tüm bu riyakarlıkları, tutarsızlıkları, açığa çıkarmalı ve mahkum etmeliydik.
Bunu yaparken elbette çok sağlam bir ideolojiye ve tarihsel güçte bir pratiğe dayanıyorduk. Direnişin dışındaki her hangi bir tavrı, hangi ideolojiye, hangi gerekçeye, ustalardan yapılan hangi alıntıya bağlarsanız bağlayın, o tavrı haklı, doğru gösteremezsiniz.

Ne yapılırsa yapılsın, direniş dışındaki her politika, kof ve çürüktür.
Gerçek şu ki, direniş boyunca direnişin içinden yaptığımız eleştirilere kimse cevap verememiştir. Solun bir kısmı bunu "şimdi direniş sürdüğü için birşey demiyoruz, diyeceklerimizi sonraya bırakıyoruz" şeklinde gerekçelerle izah etmeye çalışmıştır. Bu tür iddialara, kaçak güreşmelere hemen o zaman cevap verdik. "Kimin ne söyleyeceği varsa şimdi söylesin."

Söyleyebilecekleri birşey olmadığı açığa çıktı. Ne o gün, ne de direniş bittikten sonra, direniş dışında kalmalarını izah edemediler. Devrimci harekete ve direnişe saldırarak, mevcut durumlarını örtbas etmeye çalıştılar.

Peki örtbas edebildiler mi? Hayır.
Bir zaman için öyle sandılar belki.
Ama direnişin dışında kalmalarını unuttursalar, bu gerçeği gizleseler dahi, DİRENİŞ DIŞINDA KALMANIN SONUÇLARINI gizleyemediler.
Çünkü biz demiştik ki; DİRENMEYEN ÇÜRÜR.
Yaşadığımız süreç öyle bir süreçti.

Yaşadığımız direniş, bir ölüm kalım direnişiydi. Saldırı devrimciliğe saldırıydı.
Sol, bunu teoride kabul ediyordu, ama pratikte hiçbir zaman ona uygun davranmadılar.
“Saldırı stratejiktir” diye tumturaklı tesbitler yaptılar, ama tek bir “stratejik” davranış sergilemediler. Günü kurtarmaya çalıştılar, gelişmelerin peşinden sürüklendiler.
“Cephe’nin peşinden sürüklenmeyelim” diye diye düştükleri nokta burasıydı: İradelerinin sözkonusu olmadığı gelişmelerin peşinden sürüklenmek.

Sürüklenmek, devrimci sonuçlar yaratamazdı elbette.
Direnmeyenin çürüyeceği gerçeği, solun son yıllardaki pratiğinin özetidir. Direnişi çatışmanın en zorlu hale geldiği bir süreçte terkeden, F tiplerinde tutakları olmasına rağmen, tıpkı reformizm gibi direnişi gündeminden çıkaran, bununla da yetinmeyip direnişe karşı düşmanca tefrikalar yayınlayan, dedikodular yayanlardan biri, bugün üçe bölündü, bir diğeri legal particilik bataklığına sürüklendi, bir başkası eşcinselliği keşfetti... Herkes, tercihleriyle, kendi tarihini yazıyor.

*

Kitaptaki yazılar, 24 Temmuz 2000 tarihiyle başlıyor. Bu tarih, oligarşinin F-Tiplerini açma politikasının, hücre tipi uygulamasına geçişinin kesinleştiği, dışarıda TAYAD’lıların “tecrit hücrelerine” karşı yoğun bir kampanya başlatığı bir tarihtir.

Solla tartışmalar da daha o zamandan başlamıştır. İlk yazı, görüleceği gibi, ÖDP’nin bu konudaki yaklaşımının eleştirildiği bir yazıdır.

Kitaba alınan son yazı ise, 21 Ocak 2007 tarihlidir.
Bu tarih, hatırlanacağı gibi, Büyük Direniş’in bitirilmesinden bir gün önceki tarihtir. Büyük Direniş, 22 Ocak 2007’de bitirildi.

Kitaba, direniş sürecindeki yazılar dahil edildi.
Peki bu konudaki tartışma ve ideolojik mücadele bitti mi? Hayır.
O günden bu yana da direniş üzerine soldaki tartışmalar sürüyor. Bunlar da kuşkusuz, tarihin arşivinde zamanı gelince yerini alacaktır.

*

Türkiye devrimci hareketi, bu direnişle, tarihe, 122 şehidi, destansı bir direnişi armağan ederken reformist soldan tarihe kalanlar ise şunlardı:
“Aynı mahalleden değiliz”...

“Farkımızı koyduk iyi oldu”... “Cepte keklik mi sandınız”... “Devrimci demokrasi öldü”...
Kitabın içindeki yazılarda bu sözlerin anlamlarını ve bu sahiplerini daha yakından görecek tanıyacaksınız. Ama yine de burada o süreci bilmeyen okurlar için kısa bir özet yapalım.
Bu sözler, reformizmin çeşitli kesimleri tarafından dile getirildi. Sözlerin hepsi, kendilerini devrimcilerin ve direnişlerin dışında bir yere koymanın ürünüydü.
Kendileri farklıydı, devrimciler farklı.

Bu yaklaşım, Büyük Direniş’te 122 şehit verilirken, bu kesimlerin “anlaşılması zor” duyarsızlığının da açıklanmasıydı aslında.

122 şehit verilirken, reformizm, sıradan bir demokrat duyarlılığı dahi göstermemişti. Çünkü aslında, devrimcilerin tasfiyesini istiyorlardı onlar da.
Oportünizm de aynı duyarsızlığın içine sürüklendi kısa sürede. Onlar ise, devrimci hareketin “burnunun sürtülmesinden” medet umuyorlardı.

İki kesimin beklentileri de gerçekleşmedi.
Tarih karşısında biz, tarihe geçen bir direnişi yaratmanın onuru ve gururuyla dimdik duruyoruz. Onlar ise, tarihe geçen bu sözleriyle...

*

Zaman içerisinde, çeşitli siyasi hareketler direniş kaçkınlığını ve kendi çürümelerini örtbas etmeye çalışırken, direnişe ve devrimci harekete karşı tahammülsüzlüklerini kusan tefrikalar yayınlayanlar oldu. Ne var ki, bunlar da ideolojik anlamda kendilerine yöneltilen eleştirilere bir cevap içermiyordu. Çünkü o noktada söyleyebilecekleri birşey yoktu. Klasik ricat teorilerine de başvuramıyorlardı bu Büyük Direnişte. Çünkü bu daha 1983-84'lerde kullandıkları ve deşifre olmuş bir yöntemdi. Sonuç olarak, Marksist-Leninist külliyatın altını üstüne getirseler de 122 şehidin verildiği 7 yıl süren bir direnişin dışında kalmayı haklı gösterecek birşey bulamazlardı. Yapacakları ve yapmaları gereken tek şey, direniş politikalarını başından sonuna gözden geçirmek, bunun devrimci bir muhasebesini yapmaktı. 

Bunu ise bugüne kadar yapmadılar. Bu kitap, umuyor ve diliyoruz ki, solun bir muhasebe yapmasına vesile olur. Bu kitap sola karşı direniş boyunca yürütülen ideolojik mücadelenin tarihi belgesidir. Bu belge, her satırıyla bir direniş çağrısıdır, bir muhasebe çağrısıdır, devrime ve devrimciliğe çağrıdır.


Boran Yayınevi olarak, bu çağrıyı Türkiye halklarına sunmak görevini, onurla, gururla yerine getiriyoruz.

0 Reviews