Devrimci Sanat 2 - Savunmalar

Devrimci Sanat 2 - Savunmalar

Devamını Oku »

Kitap Adı: Devrimci Sanat 2 - Savunmalar
Yayınevi:  TAVIR Yayınları

Kitabını İndirmek İçin Tıklayınız









ÖNSÖZ

devrimci sanat halka umut  taşır
ümit ilter

“Bizleri hapishanelere koymakla sesimizi susturamayacaklar.”


Devrimci sanat halka umut taşır. Halk düşmanlarının devrimci sanatçılara saldırmasını nedeni budur.

Egemenler, karşılarında umutsuz bir halk görmek isterler her zaman. Çünkü umutsuz halk, boyun eğmiş demektir zorbalığa. Umuttur çünkü baş kaldıran.

Umutsuzluk, halkın kendisinden umudu kesmesi demektir. Umut ise, zulüm ve sömürüden kurtuluşun umudu olarak kendisini görmesidir halkın. Ki devrimci sanat, işte bu bilinci estetik biçimlerde halka taşır. Sömürü ve onun bekçisi zulmün karanlığına karşı, halkın yüreğine umudun ateşini düşürerek hayatı tutuşturur. Halk düşmanları için “büyük suç” sayılır bu ve “suçludur” işte Gamze Keşkek…

“Umut var” der devrimci sanat hayata dair. “Yürü bre Hızır Paşa “ der ve ekler: “Senin de çarkın kırılır.” Kırılacaktır ve işte bu umudu taşır devrimci sanat. “Kendinden umudu kesme” halka, değil mi ki yaratan sensin hayatı, o halde sahip çık hayata… Devrimci sanat, insanlık onurunun paylaşılmasıdır.

Büyük insanlığı “büyük” kılan olgulardan birisi de sanatı icat etmiş ol- masıdır. Doğada sanat yoktur. Sanat, insanlığa özgü estetik bir yara- tıcılıktır. İnsanın nesnel gerçeklikle kurduğu estetik ilişkidir sanat. Bu yaratıcı ilişkinin sahibi mağara duvarına ilk resmi çizdiği, ilk şarkısını söylediği, ilk oyununu oynadığı günden beri insanlıktır. Onu “büyük” kılan yaratıcı özelliklerden birisi de sanattır. Bu “büyüklük” neye ve kime karşıdır? Elbette, tabiata ve zorbalığa karşıdır. Ki o büyüklük de devrimciliğindendir.

Büyük insanlık özü gereği devrimcidir. Çünkü, tabiatın zorluğuna da, halk düşmanlarının zorbalığına da boyun eğmemiştir. Devrimci sanat, işte bu başkaldırının sevincini, onurunu, kısaca büyük insanlık olarak varoluşu paylaşmak demektir. Biçimi, içeriği ne ve nasıl olursa olsun, devrimci sanatın özü, insanlık onurunun paylaşılması anlamına gelir. Bu yanıyla, devrimci sanat, insanlık onurunun savunulması paylaşılması ve çoğaltılmasıdır. İşte bu yüzden, devrimci sanatçılara düşman olur halk düşmanları. İnsanlık onurunun paylaşıldığı yerde, halk düşmanlarının zorbalığına boyun eğilmez çünkü.

“Defol Amerika” der devrimci sanat ve “Bağımsız Türkiye” şiarıyla, onu- ru çoğaltır meydanlarda. Ki o meydanlarda omuz omuza paylaşılır kav- gasının onuru insanlığın. Paylaşılmıştır ve işte bu yüzden, “büyük suç” işlemiştir Veysel Şahin…

Devrimci sanat, halka direnç aşılar. Grev çadırlarından işkencehanele- re, meydanlardan dağlara, içerde ve dışarda haksızlığa, alçaklığa, zulme karşı direnme hakkını kullanan herkese güç verir devrimci sanat. Direnenlere eşlik ederek, haksızlığa cepheden saldırır.  Çıplak Krallara ayna tutar. “Yaşasın Direniş, Yaşasın Zafer” şiarını dillere destan eder.

Devrimci sanat, direnenlere yalnız olmadıklarını hissettirir. Tarihsel bir omuz omuzalığı yaşatır direnişçilere. “Çav Bella” Türkçe midir yoksa Arapça mı? Kürtçe mi yoksa İtalyanca mı? Ne önemi var, bizim dilimiz- dendir ve direnenler, bütün zamanlarda aynı dili konuşurlar. Direnişin dilidir bu. Devrimci sanat zulme karşı direnişin sanatıdır. Ve zalimlerin karşısında, direnişin önündedir.

Devrimci sanatın kaynağı, kavga meydanlarındadır. Orada doğar, ora- da gelişir ve orada yaşar. Direnişçilerin elinde bayrak, Muharrem Karademirler’in dilinde ezgi olur. Son soluğun harcandığı şarkıdır devrimci sanat. Ki o ezgi dalga dalga yayılır, elde bayraklaşır.

Bu durum, korku verir halk düşmanlarına. Korku büyür ve devrimci sa- natçılara saldırı olarak somutlar kendisini İdil Kültür Merkezi’nin kapısını kırıp duvarlarını parçalayan, eşyalarını talan edip albüm kayıtlarını çalan işte bu korkudur. Ve Gamze Keşkek’in “büyük suç”u halk düşmanları- na korku, halka direnç aşılamaktır.
Devrimci sanat, halkın dayanışmasını sağlar.

Bir ateş yanıyor, çevresinde toplanan ahalinin yüzünü aydınlatıp yüreğini ısıtarak. Derken, birisi çıkıyor içlerinden. Ateşin şavkında oluşan gölgesiyle dans ederek, kavga ederek bir şeyler anlatıyor. Sanatın doğumudur bu, ateşin başında tanık olunan. Ki yaşamsal bir ihtiyacın ürü- nüdür sanat.

Sanatın o ilk ateşinden bugüne, “Ateş sıcaktır çeker insanı…” Çeker ve birliktelik sağlar. Gülüşün ve hüznün, acının ve sevincin ortaklığın- dan büyük bir güç yaratır. Omuzları omuzlarına değerek halaya duran halktan insanlara “Ne kadar çokmuşuz” dedirtir. Grup Yorum konserleri böyledir.

Devrimci sanat, dayanışmayı sağlayarak halka güç ve güven verdiği için, halk düşmanları devrimci sanatçılara düşmandır. Ki burjuvazi halkı, bireyciliğin çaresizliği ve yabancılaşmanın çözümsüzlüğü içinde görmek ister daima. Devrimci sanat ise bireyciliği değil, dayanışmayı örgütler. Hep bir ağızdan söylenen “Cemo”dur, birlikte çekilip birlikte izlenen F Tipi Film olur, Bağımsızlık şiarıyla 350 binlik halk korosu olur ve İdil Tiyatro Atölyesi’nin nice sokak oyunu olur. İşte bütün bunlar, “büyük suç” sayılır halk düşmanlarının kara kaplı kitaplarında ve “suçludur” Veysel Şahin…

Devrimci sanat, halka coşku verir.

Halk düşmanları için “ayak takımı” sayılır halk ve “ayaklar”ın coşku du- yabilmesi, kıyamet alametidir. Onlar açısından halkın yapabileceği en “coşkulu” şey ‘efendiler’in karşısında takla atmaktır. Öyle ya, efendisine bağlı köpek nasıl kuyruk sallayıp yuvarlanıyorsa, ‘ayak takımı’ndan beklenen de takla atmasıdır. Ve eğer olacaksa da, halka gereken, ‘takla atma sanatı’dır.

“Takla atma sanatı”, egemenlerin sanat adı ve görünümü altında halka dayattıkları çürümenin sanatıdır. Ve bu “sanat” halka coşku değil, karamsarlık verir. Çünkü, kendi gerçeğine yabancılaşmanın sanatıdır söz konusu olan. Çünkü, burjuvazinin “sanat” dediği her şeyin özü, gericidir. Gericilik, sömürü düzenini “muhafaza” etmeye çalışmanın ideolojisi ve kültürüdür.

“Takla atma sanatı” halkı düşünmenin, sorgulamanın, eleştirinin ışığın- dan uzak tutmaya çalışmanın sanatıdır. Ki burjuvazi, “takla atma sanatı” aracılığıyla, halka yanlış bilinç aşılar. Yanlış bilinç, halkı kendi kendisine küstürüp hayata yabancılaştırır. Halka “yazgı”nın elinde oyuncak oldu- ğunu anlatır “takla atma sanatı”nın bütün biçimleri.

Devrimci sanat ise tarihin öznesi olduğunu, tarihi yaratan kendi kavgası olduğunu ve her şeyin en güzeline layık olduğunu anlatır halka. Kendi gerçeğini, emeğinin değerini, hak edip layık olduğu her şeyin ödenmiş ve ödenmekte olan bedelini anlayan halk, eyleminden coşku duyar. İşte bu coşku, korku verir halk düşmanlarına. Çünkü, kendisinden, kavgasından ve tarihinden coşku duyan bir halka, ‘yazgı’ yalanını kabul ettirip baş eğdiremezler. İşte budur devrimci sanatın “büyük suç”u ve “suçludur” halka coşku veren yazılar ve şiirler yazıp oyunlar oynayan Gamze Keşkek…

Devrimci sanat gerçeği savunur. Bertolt Brecht’in ifadesiyle söylersek: “Hakikat kavgacıdır, yalnızca hakikat olmayanla değil, hakikat olmayanı yayan, savunan kişilerle de savaşır.” Veysel ve Gamze’nin işte “büyük suçu” budur.

Halk düşmanları yalandan, yaygaradan, sahtekarlıktan yanadır. Halkı aldattıkça “egemen” kalacaklarını bilirler ve işte bu yüzden, gerçekten korkarlar. Gerçeği yalan kuşatmasıyla boğmak, çarpıtmak için her şeyi yaparlar. Devrimci sanat, yalan balonlarını patlatan gerçeğin mızrağıdır. Nasreddin Hoca, Pir Sultan, Kavuklu, Köroğlu, Karagöz olup yumruğu indirir yalanın, yalancının suratının ortasına.

İdil Tiyatro Atölyesi’nin ve Tavır’ın emekçileri olan Gamze ve Veysel, hakikat savaşçısıdır. Onların “büyük suçu”, Brecht’in yoldaşları olmalarıdır. Hani diyor ya Brecht: “… hakikati bilmek kimlere yarar sağlarsa, kimler yaralanabilirse hakikatten, işte onlara ulaştırmanın yollarını aramalıyız; ulaştırdığımız kişilerin elinde bir silaha dönüşebilmesi hakikat, bunu sağlayabilmeliyiz…”

Sağladılar, bunu başardılar ve Gestapo dayandı kapılarına ve götürdü onarlı bir toplama kampına. Ki Goebbels, İdil Kültür Merkezi hakkında “kültür kelimesini duyunca elim silahıma gidiyor” dedi yine. Duyduk, “on bir kapı” derken buydu aslında…

Sonuç Yerine…
Devrimci sanatın ödülü, devrimci sanat için ödenen bedellerdir. Pir Sultan’dan, Nazım Hikmet’e, Sabahattin Ali’den Ruhi Su’ya ödenir. Ödenmektedir ve şimdi Gamze, Veysel, Ayfer, Seçkin, Bahar, Güney de voltadadır hapishanede.

0 Reviews