Nedir Bizim Büyük Suçumuz

Nedir Bizim Büyük Suçumuz

Devamını Oku »

Kitap Adı: Nedir Bizim Büyük Suçumuz
Yazar Adı: Ümit İlter
Yayınevi: Boran Yayınevi


Kitabını İndirmek İçin Tıklayınız




ÖNSÖZ YERİNE;

İSTANBUL 37.AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE ESAS NO: 2020-28
KONU: SAVUNMA


“Çektiğim cevrü cefanın sebebinden sorma Deme kim: Badıhabva menkabe delali budur Habs ile, neyf ile, işkence ile ömür geçer
İşte Türkiye’de şair olanın hali budur”
(Şair Eşref-1904)


Mahkeme Başkanı ve Üyeleri;
11 Eylül 2020 tarihli duruşmada, bu salonda ifademi verdikten sonra tahliye edildim.
Heyet, önündeki dosya içeriğine, elindeki kanuna, içtihatlara, vicdani kanaatine baktı ve tahliye kararı verdi.
Peki, hala neden tutukluyum?
Açık olan şu ki, heyetiniz o gün için hukuki bir karar vererek tahliye etti. Ama siyasi bir karar ile tutukluluğum sürdürülüyor.
NEDEN?
Bu sorunun cevabı devrimci kimliğimiz ve halk için sanat yapıyor oluşumuzdan başka bir şey değildir.
İddianame ve mütalaada itham var, ispat yok. İspat delille olur.

Ortalıkta delil yok. Savcılık uyduruk iddialarını ispatlayamıyor bile. Etkin pişmanlıktan yararlanmak için yalan söyleyen birkaç alçağın “kes- kopyala-yapıştır yaparken genellemişim” diyerek polis ile birlikte neyi nasıl yaptıklarını burada ağzından kaçıran namussuzların yalanlarıyla “ceza” mı vereceksiniz?
Buyurun o zaman...
Onurlu şiirlerimizin her bir dizesi bin yıl... Umutlu türkülerimizin her bir ezgisi için bin yıl... Buyurun verin: “İşte kement, işte boynum...”
Dava arkadaşım İbrahim Gökçek’in talebine katılıyorum: Adalet İstiyorum!
Avukatım sevgili Ebru Timtik’in savunmasına katılıyorum: Adaletsizliğe asla boyun eğmeyeceğim...
Şeyh Bedreddin’in dediği gibi:”N’etsek n’eylesek zaid...”

Mahkeme Başkanı ve Üyeleri;
Bu davanın ilk celsesi olan 14.02.2022 tarihli duruşmaya sevgili yoldaşım İbrahim Gökçek ölüm orucunun 242. günündeyken birlikte çıkmıştık.
O duruşmada düşüncelerimi kısaca ifade etmiştim. Bugün aynısını yineliyorum ki o gün de söylemiştim, ilk sözümüz son sözümüz olacak diye.
14.02.2020 tarihli celsede şöyle demiştim;
“...Sıkıyönetim mahkemelerini gördük 12 Eylül’de. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni gördük. Müptezel Zekeriya Öz’ü gördük. Bugün de sizi görüyoruz. Türkiye’deki devrimci- demokrat- ilerici- yurtseverler koleksiyonuna bu özel dönem de eklendi. Biz, 12 Mart’ın “Balyoz” mahkemelerinden bu yana görüyoruz bunları. Halkın hak ve
özgürlüklerini ezdirmeyeceğiz. Onları biz kazandık... Bunun mücadelesini halk verir biz veririz. Bedellerini de ödedik. Hiçbir hak ve özgürlük yoktur ki, siz de kabul edersiniz, halk tarafından bedeli ödenmemiş olsun. Hak ve özgürlükleri halk önce kanı ile tarihe yazar...
Halkın hak ve özgürlükleri yok edilmeye çalışılıyor. Halka adaletsizlik dayatılıyor. Ama sefil ve rezil bir yanılgıdır bu. Çünkü tarih, bu salondaki herkes biliyor ki, halkın asla çaresiz kalmadığını ve kalmayacağını anlatır. İşte bakın. Adil Yargılanma Hakkı’nı gasp ederseniz bir KOÇAK Mustafa çıkar ve ADİL YARGILANMA HAKKI’nı canıyla ister. İstiyor. Mustafa Koçak bugün ölüm orucunun 221. gününde ve 30 kilo. Bir çimento torbasından 20 kilo daha az...

Halk çocukları, Adil Yargılama Hakkı için ölüyor bu ülkede. Ne diyelim? Halkımız şöyle diyor, siz de duymuşsunuzdur; “Zulmünüz artsın ki tez zeval bulasınız.” Halk gerçekten çok bilge... Biz şunu gayet iyi biliyoruz ki, hak ve özgürlük mücadelesi bedelsiz olmaz. Ödenen bedeller boşa gitmez. Halkın hak ve özgürlüklerinin harcına karışır.
Halkımız mutlu geleceği için küçük katre katkı da bizden olacaksa geçen gün ömürdendir, onurdan değil... Bu dosyada başta İbrahim Gökçek olmak üzere derhal beraat talep ediyorum. Değilse de, hayatın tek hakimi olarak, halkın eseri olan gelecek bir gün gerçekten gelecek, tarihsel hükmünü verecek, herkese haddini, hududunu hesabını gösterecektir. Bundan emin olun. Bugün zulümle abad olanların yarın nasıl berbat olduğunu hep birlikte göreceğiz. Halkın depremi başka şeye benzemez. Halkın da bir fırsatı var. Vurdu mu kimse yerden kalkamaz.
Allah esirgesin. Budur ol hikaye vesselam. İlk sözümüz son sözümüzdür. Tekrarlıyorum, bunu unutmayın. Bir yere yazın. Hiç kimse aklından çıkarmasın. Halkın hak ve özgürlüklerini faşizme ezdirmeyeceğiz.
Ezdirmedik. Bir kez daha ezdirmeyeceğiz. Benim söyleyebileceklerim bunlar...”

Mahkeme Başkanı ve Üyeleri;
O günden bu yana çok şeyler yaşandı ve tarihe Mustafa Koçak’ın, Helin’in, İbrahim’in ve avukatımız Ebru Timtik’in kanıyla adalet isteyen bir halkın asla yenilmeyeceği gerçeği bir kez daha kanla yazıldı. Bunları anlatacağım ki savunmam bundan ibaret olacak...
Nasıl mı? Birazdan göreceksiniz, yeter ki sözümü kesmeye kalkışmayın...

Mahkeme Başkanı ve Üyeleri;
Burada tutulmamıza hükmedenlere, İbrahim’lerin, Ebru’ların katline hükmedenlere sesleniyorum: Zalimsiniz... Adaletsizsiniz... Adil Yargılanma Hakkı’nı gasp etmiş durumdasınız... Tam da bu nedenle burada adalet beklemiyoruz. Bizim adaletten anladığımız emeğin hakkıdır. Halkın, haklının adaletidir. Burada bırakın adaleti, hukuk bile yok. Hatta kanun ve dahi içtihatlara uygunluk bile yok. Kendi yasalarınıza bile uyma gereği duymadan yargılama yapıyorsunuz. Ne yaptığımıza dair hiçbir somut deliliniz olmadan, sınıfsal bir düşmanlıkla kim olduğumuzu teorize ederek bizi cezalandırmak istiyorsunuz. Çünkü korkuyorsunuz. Evet bizden çok korkuyorsunuz. Çünkü, biz devrimciyiz. Devrimci sanatçılarız. Emperyalizme karşı bağımsızlık, faşizme karşı özgürlük, kapitalist sömürüye karşı sosyalizm mücadelesi verenleriz. İşte bu nedenle bizi susturmak istiyorsunuz. Ama bu, ulaşılabilir bir hedef değil. İmkansız. Mümkün olsaydı, şimdiye çoktan başarırdınız. Çünkü, konuşacağı ağzı bulan halkı susturmak mümkün değil. Bu gerçeği bu salonda, Grup Yorum emekçisi İbrahim Gökçek haykırarak ölümsüzleşti. Evet, sevgili yoldaşım İbrahim Gökçek’i katlettiniz ama susturabildiniz mi? Hayır!
İbrahim ve Helin ölümsüz bir şarkıdır artık halkın dilinde. Onlar, hak ve özgürlük kavgasının rehberi olarak sonsuza kadar yaşayacaklardır...

Mahkeme Başkanı ve Üyeleri;
Bu davanın iddianamesini okuduktan sonra, dava ortağım ve sevgili yoldaşım İbrahim Gökçek ile bu uyduruk iddialara hukuki bir cevap yerine sanatsal bir cevap verebilir miyiz diye düşündük, çünkü, iddialar hukuki değil; esas olarak, devrimci sanatı susturmak için AKP faşizminin polis-savcılık-iftiracılar marifetiyle imal ettiği yalanlar söz konusuydu.
Devrimci sanatımız karşısına sanatla değil, ağır silahlarıyla kültür merkezi baskınları, renkli listeler ve vur emirleri, polis, gözaltı, işkence, savcılık ve hapishaneyle çıkanlara, güzel sanatlarla karşılık vermeye karar vermiştik. Bu salonda İbrahim şarkılarını söyleyecek, ben de şiirlerimi okuyacaktım... bu kararımızın hukuki olarak mümkün olup olmadığını sevgili avukatımız Ebru Timtik’e sorduk. İddialara karşı verilen cevabın biçiminin illa düz yazı olması gerekmediğini, şarkı ya da şiirle
de karşılık verilebileceğini söyledi. Devrimci avukatımız Ebru Timtik’in bu cevabı İbrahim ile beni sevindirdi. Bilindiği gibi, Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek yoldaşım konser yasaklarının kaldırılması, devrimci avukatımız Ebru Timtik te Adil Yargı Hakkı’nın sağlanması mücadelesi kapsamında sürdürdükleri ölüm orucu içinde ölümsüzleştiler. Bu salonda fiziki olarak yoklar ama direnişlerinin ilham ve güç vericiliği, haklılıklarıyla, moral üstünlükleriyle, onur ve umutlarıyla buradalar.
Yüreğimizdeler, sanatımızda ve kavgamızdalar. Onların rehberliğinde adalet mücadelemizi ve devrimci sanatımızı büyüterek sürdürüyoruz. Ve şimdi, sevgili İbrahim ile birlikte aldığımız ortak karar gereğince, uyduruk iddialara karşı savunmama geçiyorum. Elbette şiirlerle Sözümü kesmeyin, bunlar iddialara karşı cevabımdır.

0 Reviews